Kayıt: Jan 07, 2007 Mesajlar: 47 Nerden: Yozgat ERZURUM
Tarih: Pzr May 20, 2007 7:28 am Mesaj konusu: MİSYONERLİK FAALİYETLERİ
MİSYONER-MİSYONERLİK:
• Hiristiyanlığı kabul etmemiş ülkelerde bu dîni yaymakla vazifeli kimselere: MİSYONER denir.
• Hiristiyanlığı kabul etmemiş ülkelerde, çeşitli faaliyetler adı altında yürütülen hiristiyanlık propagandasının her çeşidine de MİSYONERLİK denir,
• Hiristiyanlaşdırma, emperyalizmin din perdesi altında yütülen şeklidir.
• Misyonlerlik; batılların üçüncü dünyâ ülkelerindeki çeşitli milletler, özellikle de Müslümanlar arasında Hiristiyanlığı yayıb bu milletler üzerinde hâkimiyetlerini artırmak gayesiyle ortaya çıkardıkları gizli ve açık hareketin adıdır..
Târih göstermişdir ki misyonerler, gayelerine erişmek için cinsî sapıklık dâhil her türlü vâsıtayı kullanmakdan çekinmeyen bir fikir ve zihniyet yapısına sâhibdirler. Bu yüzden Asya, Afrika ve uzak doğu milletlerini uzun yıllar ve hattâ asırlar boyu sömüren müstemlekcilerin-emperyalistlerin en büyük yadımcıları hiristiyan misyonerler olmuşdur. Yerli halkı kendi dinlerine sokabilmek için askerî güçler dâhil hertürlü vahşeti, tecâvüzü, zorbalığı, ikiyüzlülüğü göstermekden çekinmemişlerdir.
Asırlar geçdi zihniyet, hep ayni zihniyetdir. Misyonerler; girdikleri memleketlerde, yalnız hiristiyanlığı yaymakla kalmazlar.. Çünki mahallî kültürü yıkmadıkca, ülkedeki mukaddes değerleri sarsmadıkca hiç bir yerlinin hiristiyan olmayacağını, gizli emellerine erişmiyeceklerini çok iyi bilirler. Onun için de misyonerler; önce oradaki milleti, millet yapan bütün değerleri, maddî-mânevi tüm kıymetleri soysuzlaşdırmakla işe başlarlar. Sarsdıkları, tahrîb etdikleri millî ve manevî duyguların enkazı üzerinde melanetlerini göstermeye çalışırlar, bütün imkânlarını bu yolda harcarlar.
Zamânımızdaki misyonerlerin gayeleri arasında: Kültür emperyalizmi ile ekonomik emperyalizm daha da şiddetlendi. Ağır sanayinin, harb gücünün, nükleer hâkimiyetin hiristiyan ülkelerin elinde oluşu, bir de medyanın-radyo, televizyon, ve basının bunların hâkimiyetinde bulunuşu; alkolün, fuhşun, bağımlılığın yaygınlaşması.. Misyonerlik faaliyetlerini daha da kolaylaşdırdı. Eskiden para ile, sosyal yardımlarla yapdıklarını, şimdi çok daha ucuz ve kolay yollarla-alkolle, fuhuşla, porno filimleriyle yapar hâle geldiler.
Misyonerlerin İslâm ülkelerindeki faaliyetleri iki yönlüdür: Önce yıkmak-sonra istedikleri şekle sokmak, veya önce eritmek-sonra yeniden şekillendirmek. Ve böylelikle toplumu, bölücü ve yıkıcı kamplara ayırmak; millî ve manevî benliklerinden uzaklaşdırmak ve neticede onları sağmal inek durumuna düşürmek... Ve bütün bunları uygarlık adına yapıyor görünmek.
Hülâsa olarak Misyoner ve Misyonerlik, işte budur.
Misyonerler; bu sapık, çarpık, hain ve acımasız gayretleriyle, yalnız bâzı ülkeleri, bâzı devlet ve imparatorlukları parçalamakla kalmadılar; topyekûn insanlığı onulmaz bir felâkete, tarifi güç bir belâ ve musıybete sürüklediler.
Koskoca Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışına sebeb olan da bu misyoner faaliyetleri, ve bunların satın aldığı kanı bozuklardır...
Şöyle ki: Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı döneminde misyonerler, faâlityerinin iki noktada topladılar:
l- İmparatorluğun çeşitli bölgelerinde yaşayan Rum, Ermeni, Bulgar... gibi hiristiyan unsurların çocuklarını, açdıkları okullarda okutarak, ve onlara milliyetçilik duygularını aşılayarak Osmanlı Devleti'ne karşı isyana hazırladılar.
Bir tarafdan çeşitli etnik gürublar arasında ayrılık tohumları ekerken, hiristiyan devletlerin kamuoyunu Osmanlı aleyhine kışkırtdılar; kendi tahrikleriyle oluşan isyanların bastırılmasını: (Türkler, hiristiyan halkı kesiyor) şeklinde propaganda ederek batı âlemini Osmanlı aleyhinde tavır alması için tahrik etdiler.
Bundan bir asır öncesine kadar Türk nüfûsunun çoğunlukda olduğu TUNA vilâyetimizde, sakin bir hayat süren Bulgarların isyan etmesine en çok hizmet eden müessese; İstanbul'da protestan misyonerler tarafından işletilen Rober Kollej isimli okuldur. Tuna Türklüğünün mahvına, Müslüman Rumelinin elimizden çıkmasına ve oralarda yaşayan milyonlarca dindaşımızın katledilmesine ve bugün bile kendilerine vahşîce zulm edilmesine, hiristiyan olmaları için şiddetli baskıların yapılmasına, hep misyonerlerin ekdikleri zehirli nifak tohumları sebeb olmuşdur.
Osmanlı devletine bağlı arab ülkelerinde yaşayan hiristiyan-Arab azınlıklara ve oradaki gafil, şaşkın, iyilik bilmez adı Müslüman Arab gençlerine Beyrut'daki katolik Fransız ve Protestan Amerikan üniversitelerindeki misyonerler vasıtasıyla milliyetçilik fikrini, Osmanlı düşmanlığını aşıladılar.
2 - Misyonerler; ilk hamlede Müslüman Türkleri doğrudan doğruya hiristiyan yapamayacaklarını bildikleri için, genç nesilleri dinsiz olarak yetişdirmek, hâsıl olan maneviyat boşluğuna da hiristiyanlığı yerleşdirmek metodunu tatbîk etdiler. Misyonerlerin bu siyâsetini şu tâbirle açıklamak yerinde olur: (Ağaç gövdesi, kendi dallarından yapılan bir balta ile kesilir)...
Onlara göre Türk aydını Teyfik Fikret'in oğlu Halûk gibi olmalıdır. Bilindiği gibi Rober Kollejde öğretmenlik yapan babasının telKîniyle Halûk, önce dînini, sonra da milliyetini değiştirerek Protestan bir Amerikan vatandaşı oldu.
Misyonerlik faaliyetleri, hâlen ve bilhassa memleketimizde olanca hızıyla devam etmekdedir. Günümüzde de ayni metodlar, ayni oyunlar, okul açmalar sürüb gitmekdedir. Bu okullarda zehirlenmiş olarak yetişen ve çoğu defa idareci mevkıylerine geçen gençler, sinsi sömürücülerin emellerine âlet olmakdadır.. Öyleki; yabancı okullarda ve hattâ bizim bâzı okullarımızda yetişen ve sonra da mühim mevkıylerde ve özellikle dış işlerinde vazife alan bu kimseler, kendi öz memleketlerine örf, din ve benliklerine ve dolayısıyla milletine, müstemlekecilerden daha fazla zarar vermekdedirler. Bunu çok iyi bildikleri ve büyük ölçüde muvaffak oldukları için hiristiyanlar-misyonerler-bütün ağırlıklarım eğitime yöneltdiler.
Bu gayeyle yeni yeni okullar, kollejler, yüksek okullar, fakülteler, üniversiteler, kreşler, ana okulları açıb gönüllerince eğitim yapmaktadırlar.'.. Bunların ders kitabları, hemen hemen yabancı baskılı olub hiristiyânî hayat ve düşüncesiyle, porno telKınleriyle doludur.
• Erkek ve kız öğrencilere yurt temin etmek,
• Kulübler açmak,
• Huzur evleriyle ilgilenmek,
• Kimsesizlere yer bulup yerleşdirmek,
• Eğlence işlerine önem vermek ve bu işler için gönüllü temin etmek.
• Kütübhâneler açmak,
• Basını, geniş çapda kollamak,
• İzci kampları kurmak,
• Hapisleri, hastalan ziyaret etmek, onlara hediye ve hizmet vermek... Misyoner faaliyetlerinin can damarlarıdır..
Bütün bunlara karşılık, biz ne yapmakdayız?.
Bunların el atdıklan eğitim ve sosyal faaliyetlerin tümüne ne zaman sâhib çıkacağız?..
Yoksa Akif Bey merhumun işaret etdiği gibi:
(Misyonerler, gice gündüz yeri devretmedeler)
(Ulemâ, vahy-i ilâhî'yi mi bilmem, bekler..)
deyib geçişdireceğiz!..
Yoksa, gene Akif Bey merhumun şu isteğini mi yerine getireceğiz:
Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere,
Tükürün, onlara alkış dağıtan kahbelere..
Tükürün, Ehl-i Salih'in o hayâsız yüzüne,
Tükürün, onların asla güvenilmez sözüne..
Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün;
Tükürün, maskeli vicdanına asrın, TÜKÜRÜN.
Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen: Kilisenin, havranın, misyonerin, hahamın eceli gelmişdir..
Bunu bilelim...
Bunların tümünün helaki: Atomdan, hidrojenden, füzeden, roketden değil; kendi içinden-gençliğinden gelecek..Bunların gayr-i sahîh babaları olan Amerika'nın da akıbeti böyle olacak..
Neden mi, bakın şu resmî istatisdik sonucuna:
1993 senesinde gitdiğim Amerika'da elde etdiğim resmî bir istatistiğe göre: Amerika'da aile hayâtı ve bilhassa gençliğin durumu tek kelimeyle fecâatdir..
Resmî istatistiğe göre Amerika'da:
1 - İçki-fuhuş, cinsî sapıklık, uyuşturucu, ilkokullara kadar yayılmış..
2 - Oniki yaşına gelmiş kız çocuklarının % 80'i bakire değil.
3 - Boşanma nisbeti % 90..
4 - Üçüncü defa evlilik % 60'ın üstünde.
5 - Kiliseye devam: Yaşlıların tekelinde..ve daha neler-neler!..
Onun için bâzı muhafazakar aileler, çocuklarını ahlâksızlıkdan, daha doğrusu bu gidişden korumak için özel ilkokullar açmak sevdâsındalar..
Türkiye'mizde ve diğer İslâm ülkelerinde ise; her türlü baskı, tehdîd ve zulme rağmen imanlı bir gençlik şaha kalkmış, vaziyetde...
(En ağır şartlara rağmen yine şahlanmada DÎN
(Külle örtülmesi mümkün mü bu Kudsî ALEV'in?..)
(A.U. Kurucu)
• İnşâallah nurlu günleri göreceğiz:
(Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.)
(M. Akif)
• HAZIR OLUN.. HAZIRLIKLI OLUN.. _________________ Paylaşıma Katkıda Bulunmak Ayrıcalıktır...
Kayıt: Jan 07, 2007 Mesajlar: 47 Nerden: Yozgat ERZURUM
Tarih: Pzr May 20, 2007 7:28 am Mesaj konusu:
YEHOVA ŞÂHİDLERİ
• Yehova Şâhidleri: Yahudi kökenli, dînî kılıklı, hiristiyanlığı ve bilhassa İslâmiyeti parçalama gayesi güden; yerine göre din, mezheb, tarikat, örgüt veya kulub görünüşlü çok gizli ve çok tehlikeli bir teşkîlâtdır.
• 1874'de Rassıl adındaki yahudî kanı taşıyan câhil, yalancı, hırsız, sahtekâr, ırz düşmanı biri tarafından kuruldu..
• Merkezi, Amerika'daki Broklayn şehrindedir.
• Milletlerarası bir teşkilâta sâhibler.
• Madde yönünden fevkalâde zenginler.
• Günümüzde tüm dünyâda birmilyondan fazla tarafdan vardır.
• Bunlar üç zümreye ayrılır:
İlk iki zümre Aristokrat gurub olub-Türkçe adıyla Sâdıklar diye anılırlar; sayıları ikiyüzbin civarındadır. Geri kalanı ise uşak veya hizmetçi seviyesinde olanlardır.
Teşkilâta yeni girenler, bu üçüncü zümreden olmayı başından kabul ederler.
Kurulmuş bir makine gibi merkezden gelen fikir ve düşüncelerin propagandasını yaparlar. Gayelerine; tatlı, okşayıcı konuşmalarla gençleri, bilhassa Müslüman çocukları aldatmaya, kendi emellerine hizmet etdirmeye çalışırlar. Telefon rehberlerinden aldıkları adreslere broşürler, kitablar gönderirler; şık, süslü genç kızları kapı kapı dolaşdırarak evlere, işyerlerine bu broşür ve kitabları dağıtırlar.
Dînî görünüşlü teşkilâtın yayın evleri, çiftlikleri, okulları, çeşitli görünüşdeki komiteleri, müfettişleri vardır.
Gözlem kulesi ve isyan adlı mecmualarından ayda beşmilyonun üstünde olmak üzere basıb yayarlar.
Temel düşünceleri-inançları şöyledir:
1 - Yahudilerin kutsal kitabı olan Tevrat'da adı geçen YEHOVA'nın tanrı olduğuna, ISA peygamberin de Yehova'nın ülkesinin başkanı olduğuna inanırlar.
2 - Ayrıca hiristiyanların kitabı olan İNCİL'e de inanmış görünürler ye onu işlerine geldiği gibi yorumlayıb anlatırlar, İsâ peygamberi ve İncil'i; kendi hedefleri olan (Dünyâyı ele geçirmek ve dînî-dünyevî görünümlü bir devlet kurmak için) âlet olarak kullanırlar.
3 - Ahirete-cennete inanmazlar, inançlarına göre cennet Dünyâda ve hayâl etdikleri memleketlerindedir. Şeytan da bu Dünyânın görünmez yöneticisidir.
4 - İsa peygamberin 1914 de Tanrı'nın krallığını başlatdığına inanırlar; ve ayrıca İsa peygamberin askerleriyle birlikde bir kurtarma savaşına girişib yeryüzündeki bütün hükümdarları, siyâsî kuruluşları, devletleri, milletleri, kısaca kendi tabirleriyle şeytanın güçlerini yokedeceğine ve böylece Tanrı'nın krallığının da görünür hâle geleceğine inanırlar.
5 - Ruha ve sonsuzluğa inanmazlar.
6 - Kendilerine mahsus tapınakları vardır, bunlara Kraliyet Salonu adı verirler.
7 - İnsan kardeşliği sâdece bunlara mahsusdur, diğer insanlara bu vasfı vermezler. Yehova şahidi olmayan herkes, bunlarca bir hayvandır, bir keçidir ve Yehova şâhidlerine karşıdır.
8 - Bütün rejimlere karşıdırlar; ayaklanmaları teşviyK ederler. Yahudilik dışında tüm dinleri düşman bilirler; başkanlarının hepsi yahüdîdir. Her Yehova şahidi tanrı kabul etdikleri Yehovanın askeridir. Askerlik yapmazlar, bayrak tanımazlar.
9 - Yahudiliğin kutsal tanıdığı ondokuz kitabın mukaddesliğini bunlar da kabul ederler.
a) Yehova şâhidleri, İncil'i en doğru olarak kendilerinin anladığını iddia eder, kendileri gibi inanmayanları kâfir olarak kabullenir ve bu fikri böyle yayarlar.
b) Yehova şâhidleri: Kıyamet gününe, cennete, cehenneme, öldükden sonra dirilmeye ve ruhun varlığına inanmazlar. Onlar, yeryüzünde kurulacak bir dünyâ cennetine, İsâ peygamberin dünyâ krallığına ve 144.000 seçkin yahüdînin Dünyâyı yönlendireceğine, Dünyâ cennetinde insanların ölmeyeceğine, Dünyâ cenneti kurulunca Yehova şâhidleri dışında herkesin ölüb bir daha dirilmeyeceğine ve önceden ölen Yehova şâhidlerinin, dirileceğine ve bir daha ölmeyeceğine inanırlar.
c) Yehova şâhidleri; milletlerin ve devletlerin varlığını, millî ve manevî değerleri; millî, siyâsî, ve huküKî nizamı; askerliği, bayrağı, ülkelerin sınırlarını red, vatan ve millet sevgisini inkâr ederler. İsrail hâriç, her ülkede millet ve devlet aleyhinde faâliyetde bulunurlar.
Millî ve manevî değerlerin inkârı ile, kendilerine inanan insanlara dünyâ cenneti va'd etmeleri bakımından, Yehova şâhidleriyle koministler arasında tam bir benzerlik vardır. Bu benzerlik, komünistlerin dînî inancı inkâr ederek; Yehova şâhidlerinin ise onu saptırarak insanları (ruhu ve âhireti) inkâr eden bir (Dünyâ robotu) hâline dönüşdürdüklerini göstermekdedir.
Demek oluyorki: Yehova şâhidleri adlı bu teşkilâtın; Yahüdînin kurub pompaladığı; bir gözüyle kiliseye, diğer gözüyle komünizme gözkırpdığı gayesi uğruna genç kızları peşkeş çekdiği; parasıyla, neşriyâtıyle dünyâ gençliğini robota, aile hayatını fuhşiyâta (genelev hâline) döndürmek istediği gayet açık olarak anlaşılmakdadır.
Evet: Yehova şâhidliği, bir yahüdî dolabıdır.
Yahüdîden bundan başka ne beklenir ki..
Târih boyunca yahüdîden bundan başka ne görüldü ki..
Dünyâda bu gizli örgütün, bu hâin ve tehlikeli teşkilâtın bulunmadığı ülke hemen hemen yok gibidir. Avrupa'da ve diğer kıt'alarda yer alan bâzı ülkeler, bu teşkilâtın tehlikesini anlayarak faaliyetlerini yasakladılar.
Bir ara Türkiye de, bu yasaklayan ülkelerden biri idi. Fakat şimdi bu teşkilat, kolunu sallaya-sallaya bizde de faaliyetini yürütmekdedir.
Afrika'da ve İslâm ülkelerinde ise faaliyetlerini, çoğunlukla Misyoner teşkîlatıyle birlikde sürdürmekdedir.
Yahudilerin hesabına çalışan benzer örgütlerle işbirliği yaparak, bulundukları ülkelerde örgüt üyelerini; istihbarat, casusluk ve propaganda işlerinde kullanmakdadır, bu örgüt...
İdarecilere sesleniyoruz:
(Beş on vatansız için nâra yakmayın vatanı..)
(Hesâb edin, ne kadar bî-günâhın akdı kanı
Gençlere de diyoruz ki:
(Sâhibsiz olan memleketin batması hakdır..)
(Sen sâhib olursan, bu vatan batmayacakdır..)
(M.Akif) _________________ Paylaşıma Katkıda Bulunmak Ayrıcalıktır...
Kayıt: Jan 07, 2007 Mesajlar: 47 Nerden: Yozgat ERZURUM
Tarih: Pzr May 20, 2007 7:28 am Mesaj konusu:
MORMONLAR
Mormonlar: 1830'da Amerika Birleşik Devletlerinde ortaya çıkan Joseph Smith adındaki biri tarafından kurulan yahüdî kökenli, hiristiyan görünüşlü, hem din-hem de mezheb tavırlı- bir teşkilâtın mensublarıdır.
Dinlerinin-veya mezheblerinin- adı; Türkçe karşılığı ile: Âhir zaman azizlerinin (îsâ kilisesi)dir.
Tevrat'ın ve İncil'in kutsal kitab olduğuna ve hiristiyanlığın meşhur BABA-OĞUL-RUHUL KUDÜS üçlemesine inanırlar.
Gözle görünen bir tanrının zaman-zaman insanları uyarmaya ve onlara doğru yolu göstermeye geleceğine; ve işte Josehp Smith'in böyle bir uyarıcı olduğuna ve Mormon kitabının vahyile gelen bir kitab olduğuna inanırlar.
Mormonlar; aslında îsâ Peygamberin dînine daveti, bir maşa olarak kullanırlar.
Ve mormonluk; aslında yahüdîlerin İslâmiyete yapdıkları gibi hiristiyanlığı da parçalama, karıştırma oyununun ta kendisidir.
Mormonluğun esas hedefi, insanları Yahüdîlerin tuzağına almak ve bunun gayreti içinde olmakdır.
Mormonların sayısı şu anda beşmilyonun üstündedir. Amerika Birleşik Devletlerinin UTAH eyâletinin merkezi olan Salt Lake City bugün Mormonların merkezidir.
Amerika'nın diğer eyâletlerinde ve Dünyânın başka yerlerinde de teşkilâtlan vardır.
Mormonların, Amerikan senatosunda bile tanınmış üyeleri mevcüddür.
Mormon inancına göre:
1 - Tanrı, insan şeklindedir, eti-kemiği vardır, vücûdu içinde ölümsüz bir ruhu vardır.
Gene inançlarına göre; tanrı, insandan gelişmedir ve insanlar tanrı şeklinde gelişebilirler.
2 - Kadınlar-erkekler ve tüm insanlar tanrının kızları ve oğullarıdır, İsâ peygamber, ilk ruh olduğundan Babanın (Tanrının) en büyük oğludur.
Rüh-ül Kudüs: İlâhî gurubun üyesidir; insan şeklinde bir vücûdu vardır, sâdece bir yerde bulunur, fakat hükmü her yere erişebilir.
3 - VAFTİZLİK: Ölümü-kıyameti temsil eder. Şöyle yapılır: Din adamı, vaftiz edilecek çocukla birlikde suya girer, onu suya daldırıp çıkarır; böylece günahsız hâle gelir. Buna ikinci doğum denir.
4 - İnançlarına göre Tanrı, varlığı yaratdıkdan sonra Cumartesi günü istirâhate çekildi; onun için Cumartesi, onlarca mukaddesdir. Ayrıca İsa peygamber, onlarca çarmıha gerildikten sonra Pazar günü dirildiğinden Pazar günü de gene mukaddesdir.
5 - Oruç, onlar için yirmidört saatdir. Ayrıca oruç tutan herkes, kâhinlik başkanına iki yemeğin kıymeti olan para veya yemek vermek zorundadır. Buna oruç vergisi denir.
6 - Şarab, her türlü alkollü içkiler, kahve, çay, tütün, sigara onlarca haramdır. Sodalı-gazozlu şeyler ve özellikle kola içmezler.
7 - Birden fazla evliliğin mubah olduğuna inanırlar. Bir erkeğin istediği kadar kadınla evlenmesini caiz görürler. Nikâhlarını kendileri kıyarlar; bu konuda Amerikan Kanunlarıyla başları bâzan derde girer.
8 - Zina, kesin olarak haramdır.
9 - Her ferdin, gelirinden belli bir bölümünü kiliseye gönül rızasıyla ödemesi gerekir.
10 - İsrâiloğullarını, Tanrının seçilmiş milleti olarak kabul ederler.
11 - Ahiret hesabından sonra insanlar-inançla-rına göre şu üç memlekete gidecekler:
a) Gökyüzü memleketi: İsâ'ya inanan, onun diplomasını alanlar, vaftiz olunanlar bu memlekete gidecekler.
b) Yer Memleketi: İncil'i yeryüzünde reddedib ruh âleminde kabul edenler., bu memlekete gidecekler.
c) Süfliler Memleketi (Aşağılık Memleketi): Ne yeryüzünde, ne de ruh âleminde olacaklar.. Bu memlekete gidecekler, İncil'e ve İsa'nın şâhidlik belgesine inanmayanlar içindir; bu yer, zina yapanlar, bozgunculuk edenlerin de yeridir.
12 - Hormonların inançlarına göre, Tanrı'nın; âhir zamanda İbrahim Peygamberin ve onun oğlu olup bir adı da İsrail olan Yâküb'un zürriyetinden seçkin bir millet gelecekdir.
Evet, Mormonluk; bilhassa hiristiyan kiliselerini parçalamak ve kolayca hükümleri altına almak için, yahüdîlerin tezgâhladığı dînî görüntülü bir mezhebdir...
Mormon kitabı, her yönüyle yahüdîlerin kitabı olan TALMUD'a benzemekdedir, ve sanki onun kopyasıdır.
Mormon kitabının bir bölümünde FİLİSTİN hakkında şöyle yazılıdır:
(Ey Kudüs, uyan ve toprakdan silkin!.. Ey SİYON'un kızı, güzel elbiselerini giyin ve sınırlarını ilelebed genişlet ki, bir daha mağlûb olmayasın; ve BABAN'ın verdiği ezelî va'd.. yerine gelsin.)
Kitabın başka bir bölümünde ise, Hormonlara hitaben şöyle denilmekdedir:
(Kudüs'ü köpeklere vermeyin, evlerinizi onların önüne atmayın ki ayaklarıyle sizi parçalamasınlar..)
Filistin konusunda haçlı düşüncesiyle yahüdî düşüncesi hep aynıdır..
Hâlen beşmilyonu aşan Hormonların % 80'i Amerika Birleşik Devletlerindedir.
• YOTA eyâletinde yaşayanların % 70'i Hormondur.
• Keza Amerika'daki Salt Lake City bölgesinde yaşayan halkın % 62'si de Hormondur.
. • Güney Amerika'da, Kanada'da, Avrupa'da ve dünyânın bir çok yerlerinde fikirlerini yaymak üzere şube ve bürolan vardır, Hormonların.
• Kitablarını, broşürlerini bedelsiz dağıtırlar.
• Çalışmaları ve davetleri, hep İSRÂÎL'in çizdiği hedeflere yönelikdir.
• Dünyânın çeşitli ülkelerinde sayıları ikiyüze ulaşan Misyoner gürubları, televizyon şebekeleri, onbeş radyo istasyonları, İspanyolca aylık bir dergileri, bir de günlük gazeteleri vardır..
• Kiliseleri çok geniş ve çok modern bir kültür merkezi halindedir..
NOT: Bütün bu faaliyetlerine, güçlerine, maddî imkânlarına ve neşriyatlarına rağmen, sunu samimî olarak arz edeyim ki, hazırladığım bir plân ve program dâhilinde, tasavvuf müsiKıysi ve semâ ekibi dâhil, İngilizceye vâkıf yirmi kişilik bir gurub hâlinde gidildiği takdirde Amerika'nın bâzı eyâletlerindeki bu güruhları İslâm'a döndürmek, biiznillâh mümkün. _________________ Paylaşıma Katkıda Bulunmak Ayrıcalıktır...
Kayıt: Jan 07, 2007 Mesajlar: 47 Nerden: Yozgat ERZURUM
Tarih: Pzr May 20, 2007 7:29 am Mesaj konusu:
NOEL
NOEL: îsâ Peygamberin doğumu olarak kabul edilen günün adıdır.
NOEL: Bazılarınca Milâdî yılın Ocak ayının birinci gününe rastlayan gice olarak da düşünülür ve kutlanır.
NOEL: Bizans imparatoru B. KOSTANTİN'in hiristiyanlığa karıştırdığı ve bayram olarak îlân et-diği gicenin adı olarak da kabul edilir.
B. Kostantin: Putperest iken Mîlâdın 313 yılında hiristiyan oldu. Ve şimdiki adı İstanbul olan güzel şehrimize Kostantiniyye adını verdi; bütün incil'leri birleşdirerek yeniden bir İncil yazılmasını emretdi; eski dîni olan putperestlikden çok şeyleri, bunun içine sokuşturdu, ve Noel gicesinin yılbaşı olmasını emretdi.
Böylece ortaya yeni bir hiristiyanlık çıkmış oldu.
Aslında îsâ Peygamberin getirdiği (Din) de Tek Allah inancı esâsına bağlı idi; fakat zamanla bunun yerine sapık görüşlü fanatikler tarafından ÜÇLÜ TANRI inancı getirildi..
BARNABA İNCÎL'inde Tek Allah'dan bahse-dilmesine rağmen bu İncîl, gözardı edilerek yerine, filozof olarak kıymet verdikleri Eflâtunun ortaya atdığı ÜÇLÜ-TANRI (Trinite) yâni Tanrı-oğul-Rüh-ül Kudüs, inancı getirildi. Ve bu sapık inancı benimseyen dört İncîl, kabul gördü.
İşde B. Kostantin, bu dört İncil'deki bir çok uyduruklarla birlikte bu Teslis fikrini yeni İncil'e koy-durtdu.
ARYUS adındaki bir papaz, yeni incil'lerin yanlış olduğunu, Allah'ın (BÎR) olup îsâ Peygamberin Allah'ın oğlu değil, kulu olduğunu söylediyse de Papazlar bunu dinlemediler, ARYUS'ü aforoz etdi-ler. ARYÜS Mısır'a kaçdı ve orada TEVHÎD yâni Tek Allah inancını açıkladığı kitabını neşretdi, ve neticede öldürüldü.
İsa Peygamberin değil doğum günü, doğum yılı hakkında bile o gün-bugün, doğuda-batıda tarihî hiç bir vesikaya rastlanmadı.
Ahmed Âsım Efendinin (1755-1820) BURHÂN-ı KATI adlı Kâmus'unda bildirdiğine göre İsâ (a.s.) ile Yüce Peygamberimiz arasındaki zaman 1000 seneden fazladır.
İsâ Peygamberin doğum günü belli olmadığına göre, Noel'in manâsı, efsâneden öteye gidememekde-dir.
İslâmiyetde Mart ayının 20'sine rastlayan NEVRUZ günü,
Mayıs ayının 6'sına rastlayan HIDRELLEZ günü,
Eylül'ün 20'sine rastlayan MİHRİCAN günü diye bazılarınca kudsal sayılan günler yok-dur...
adı geçen günler: Müslümanlıkda değerli sayılmazlar.
Noel günü ve gicesinin de dînimizde hiç mi hiç yeri yokdur.
İslâmiyet; Müslümanların îmanlarında ve ibâdetlerinde Müslüman olmayanlara benzemelerini, onları taklîd etmelerim, ve onların dînlerinin ve ibâdetlerinin alâmeti olan şeyleri yapmalarını-kul-lanmalarını kat'î olarak yasaklamışdır.
İslâmiyetde:
• Hindüların bayram günlerine, ve ateşe tapanların kutsal günlerine,
• Hıristiyanların Noel ve yılbaşı gicelerine-pas-kalyalarına .. iştirak etmek, onları taklîd etmek ve onların âdetlerini yerine getirmek, ve onlar gibi birbirlerine hediye göndermek, odalarını, eşyalarını, sofralarını, onların yapdığı gibi süslemek., ve o gice-leri başka gicelerden ayırd etmek HARAM'dır, şiddetle yasaklanmışdır.
• Muharrem Ayı, İslâm yılının birinci ayıdır.
• Muharrem ayının birinci günü, Müslümanların yeni, yânî Hicrî yılın ilk günüdür.
• Muharrem ayının birinci gicesi, Müslümanların yılbaşı gicesidir.
• Müslümanlar; kendi yılbaşı gün ve gicele-rinde birbirlerini ziyaret eder, tebrikleşirler, kendi yıllarının birbirlerine ve bütün İslâm âlemine hayır-lı-feyizli ve bereketli olması için düâ ederler; büyük-lerini-âlimlerini ziyaret ederek dualarını alırlar, fakirlere, muhtaçlara yardım ederler, sadaka verirler...
Ya Noelciler, taklidciler, devrimciler ne yaparlar?. Ne mi yaparlar?:
Çam, mum, Noel Baba resimleriyle şenlenirler.. Yılbaşı şerefine gice kutlamaları, kokteyller-balo-lar.. tertîb ederler.
Evet: Noelciler, taklidciler, devrimciler daha ne yaparlar...? Ne mi yaparlar:
• Ve o gice artık, kadını-erkeği-yaşlısı-genci şerefe deyib içerler.. Dansa kalkarlar.. Teklif mi var, kim olursa; gözler kimi kestirirse..
« Gicenin belli saati gelib de ışıkları söndürünce daha bir, hoş olurlar (!!!).
• Ve gene içmeye devam ederler; içmeyenleri de hattâ kendi çocuklarım da içmeye özendirirler..
• İçkinin tesiri ile önce efeleşirler, sonra hırçın-laşırlar, daha sonra da maymunlaşıb sızarlar.. _________________ Paylaşıma Katkıda Bulunmak Ayrıcalıktır...
Kayıt: Jan 07, 2007 Mesajlar: 47 Nerden: Yozgat ERZURUM
Tarih: Pzr May 20, 2007 7:29 am Mesaj konusu:
NOEL
Hristiyanların Hz. İsa'nın doğum günü dolayısıyla kutladıkları bayram; bu bayramın kutlandığı zaman süresi; Miladi yılı Ocak ayının birinci gününün gecesi; Milad; Hz. İsa'nın doğumu kabul edilen gün. Bu günü esas alan takvime ise Milâdi takvim denir.
Hristiyan inancına göre evrenin nuru olan Hz. İsa'nın doğum gününü 25 Aralıkta kutlamanın, papaların kış gündönümü törenlerine bağlı bulunanları bundan vazgeçirmek amacına yönelik olduğu söylenir. 25 Aralık Hristiyan kiliselerinin hepsi tarafından Hz. İsa'nın doğum günü törenleri olarak kutlanır. Katolik (Latin) kilisesi 25 Aralık, Ortodoks kiliseleri ise IV. Yüzyıldan itibaren bu tarihi benimsemişlerdir. Katolik kilisesi bu günü, birincisi gece yarısı; ikincisi güneş doğarken; üçüncüsü ise sabah olmak üzere üç missa (ayin) tertipleyerek kutlar.
Noel, genel kanâate göre Batı'da 354 M. yıllarında kutlanılıyordu. Buna karşılık Hz. İsa'nın doğumunu 6 Ocak'ta kutlayan Doğu Hristiyanları ise, İoonnes Khrysostomos ve Gregorios adlı azizlerin etkisiyle noel kutlama tarihlerini batıya ayak uydurarak 25 Aralık günü olarak değiştirmişlerdir.
Yine Hristiyanlar arasında görülen başka bir anlayışa göre, Bizans İmparatoru Büyük Konstantin putperestlikten Hristiyanlığa geçtikten sonra (313 M), İstanbul şehrini genişletip, yeniden imar ettirmiş ve ona Konstantiniyye ismini vermişti. İstanbul'un başkent oluşu ve imparatorun Hristiyanlığın ruhani lideri durumuna geçmesi, konsilleri Hristiyanlık adına ümide sevketmiş ve bunlar imparatora başvurarak halk arasında yaygın yüzlerce İncil'in tek kitaba indirilmesini istemişlerdi. Bunun üzerine İmparator Konstantin, Hz. İsa'nın ölümünden sonra O'nun havarileri arasına girerek gerçek İncil'i tahrif eden Yahudi Pavlus'un gayretiyle Hz. İsa'nın getirmiş olduğu dini değiştirmiş, yeni yorum ve değişikliklerle halk arasında yayılan İncil'lerin birleştirilmesi yoluna gitmiştir. Bu amaçla 325 yılında İznik'te toplanan 319 papaz, İncil'lerin birleştirilmesi yoluna gitti. İznik'te ortaya çıkarılan yeni İncil, Eflatun'un ortaya attığı teslis (tritine) inancı, ilk yazılan tahrife uğramış dört büyük İncil'de de yer alır.
İznik toplantısında, içinde Allah (c.c)'ın bir olduğu ve Hz. İsa'nın sadece bir peygamber olduğu yazılı bulunan Barnabas İncil'i ile birlikte diğer bütün İncil'lerin yakılmasına, Barnabas İncil'i okuyanların öldürülmesine ve bu İncil'i savunan, teslis inancına karşı çıkan papaz Aryüs'un aforoz edilmesine karar verilmiştir. Aryus Hristiyan inancında İncilin aslı bozulmamış şekline inanan bir papazdı. Daha sonra ortaya çıkarılan dört büyük İncil'in Hz. İsa'ya Allah tarafından gönderilen İncil'le uzaktan yakından alâkası olmadığını, Allah'ın üç değil, bir olduğunu, eşi ve oğlunun bulunmadığını söylüyordu. Bu görüşleriyle bir ekolün öncüsü oldu. M. 270'te doğan Aryüs 325 yılında İznik konsilindeki görüşlerinden dolayı aforoz edilmiş ve aynı nedenden dolayı 336'da öldürülmüştür. Böylece vahiy kaynağından uzak yeni bir Hristiyanlık dini ortaya çıkmıştır. Bunu gerçekleştiren İmparator Konstantinos, Aralığın son haftasını Noel haftası ve bu ayın son günün gecesini (31 Aralık) Noel gecesi ilân etti.
Noel Ağacı
Hristiyanların Noel için kesip süsledikleri çama ilk olarak 1605 yılında Almanya'da ilgi gösterilmeye başlandı. Daha sonra XlX. yüzyıl ortalarında Helene de Mecklembung tarafından Fransa'ya taşındı. Ermeni mitolojisinde yeni yıl tanrısının adı Amanor'dur. Pağanlık çağında avlanan hayvanlar Amanor onuruna çam ağaçlarına asılırmış. Noel gününde çam ağaçlarına çeşitli şeyler asılarak yapılan tören, Hristiyanlığa bu pagan geleneğinden geçmiştir. Günümüzde ağaç bayramları da ilkel insanların ağaçlara tapınmalarından ileri gelen bir gelenektir. İnsanlar ağacı, uzun ömürlü olması yönündeki hayranlıkları ile kutsamışlardır.
Noel Baba Geleneği
Muğla-Antalya çevresi (Lycly) eyaletinin başpiskoposu olan Saint Nicola'nın çalışmalarını övmek amacına dayanır. Hristiyan inancına göre genellikle karla örtülü ortamda, güleç, tombul ve yardımsever bir tipi canlandıran Noel Baba inancı, günümüz Hristiyan kültürü ve bu kültürden etkilenen doğu kültürlerine de girmiştir. Saint Nicola, insanları himaye eden bir aziz olarak bilinmektedir. Yılbaşı akşamları çocukları sevindiren bir ihtiyardır. Sözkonusu Nicola efsanesi aynı zamanda Anadoluyu Bizans toprağı sayan Batının, çocuklarına aşıladığı bir ideal olarak bilinmektedir.
İslam ve Noel
Hristiyan inancına göre Noel, bir bayramın adıdır. Nasıl ki İslâm öncesi İran inancında Nevruz ve Mihrican bayram olarak kutlanmakta idiyse, günümüzde kutlanan Hıdrellezde bu hükümdedir. Bütün bu saydığımız özel günler Türkçe lugatlarda "bayram" kelimesiyle ifadesini bulmaktadır (bk. Nevruz ve Hıdrellez mad.)
İslâmi ıstılahta bayram; dönüp gelen. Allah'ın pek çok ihsan ve keremiyle ve bu ihsana bağlı hayırların doğurduğu sevinç ve mutlulukların yaşandığı günler olarak tanımlanır (İbn Abidin, Reddül Muhtar, III, 342). Müslümanların sosyal ve siyasî ilişkilerini düzenleyen, Hz. Peygamber (s.a.s)'in hicretini tarih ve takvim başlangıcı olarak esas alan, İslâmî takvimdir. Hicri takvim Hz. Ömer zamanında Kameri (ay) yılı esas aşınarak düzenlenmiştir. Hicretin gerçekleştiği yıl, hicri takvimin birinci yılı olmuş ve senenin ilk ayı olan Muharrem ayının ilk günü de yeni yılın başı sayılmıştır (bk. Hicrî takvim mad.).
Müslümanlar için Muharrem ayının birinci gecesi "Yılbaşı"gecesidir. İslâmda yeni yıl, Muharremin birinci günü başlar. Müslümanlar ayları, ibadet günlerini, bayramları, Ramazan ve Kurbanı, Haccı, yılbaşını, zekatı... vb. hep İslâmî takvime göre tanzim etmek durumundadırlar. Zira Allah, ayların sayısını on iki olarak bildirmiştir (et-Tevbe, 9/36). Müfessirlere göre bu aylardan kasıt, Kamerî aylardır. Müslümanlar ibadetlerini ihtimal ile düzenlenen Milâdi aylara değil; müşahhas 'ilâhi bir gerçek' olan Kameri aylara göre düzenler. Çünkü bu hesap gerçekten doğru olan hesaptır (et-Tevbe, 9/36). Buradan hareketle müslümanların İslam dışı diğer bayramları kutlaması, bunlara iştirak etmesi ve Allah'ın bildirdiği gerçekleri yalanlayan veya onlara uymayan düşüncelerin ürünü olan fiillerin kutlama günlerini müslümanların da bayram olarak kabul etmesi, küfre destek olmaktan başka bir manâ ifade etmez. İslâm dışı tek ve çok ilahlı dinlerin törenlerine iştirak etmenin, dinî merasimlerinden bir şeye uygunluk göstermenin imanı bozan boyuttan arzedeceği haber verilir (el-Fetâva el-Hindiye, IV. s. 342; XIV, s. 407). Binaenaleyh, Noel gününde, Hristiyanların diğer bayram günlerinde onlara uymak gayesi ile, onların yaptıklarını yapmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise almak ve pişirdikleri yemekleri yemek caiz değildir. Bu hareketler küfrü gerektirir. Ondan sakınmak gerekir... Bundan da anlaşılıyor ki, Nevruz ile Mihrican gibi müslüman olmayan kimselerin kutsal günlerini ta'zim etmek de caiz değildir (İbn Abidin, Reddül Muhtar, XVII s. 310; Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, İstanbul 1984, II, s. 21).
İslâmi kaynakların ortak görüşü, Allah'ın bildirmiş olduğu İslâm kanunları dışında tesis edilmiş bütün gün ve bayramları kutlamanın küfür olduğu yolundadır. Bir müslümanın Noel veya milâdî yeni yıl ya da, yılbaşı veya buna benzer bazı özel insan ve kurumların koyduğu günleri kutlaması mümkün değildir. İnanç yönünden sakıncalı olan bu günlerin diğer günlerinden hiç bir farkı bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra, gerek özel olarak, gerekse yılbaşı amacıyla piyango bileti almak ve satmak haramdır. Piyango, kumarın bir türü olduğundan bunlardan kazanılan para da haramdır. Özellikle yılbaşı gecelerinde oynanan tombala ve fırdöndü benzeri oyunlar, neyine olursa olsun, tüm iskambil ve taş oyunları ile kumar makinaları ile oynanan oyunlar İslâm'a göre haramdır (Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet, II, s. 494; Halil Gönenç, a.g.e., II, 116, 208).
Günümüzde Noel
Cumhuriyet Türkiyesi batılılaşma dönemi inkılaplarıyla birlikte Hristiyan Batı yaşantısını benimseyerek gerçekleştirdiği köklü değişiklikler arasında takvim meselesini de unutmamış, bu amaçla 26 Aralık 1925 tarihinde İslâmi olan Hicrî takvim yerine Hristiyan milâdi takvim benimsenme yoluna gidilmiştir. Yılbaşı günü de Muharrem'den, gerçekte Hz. İsa'nın doğum günü olmayan, ancak öyle kabul gören 1 Ocak tarihine alındı. İnkılapların amaçladığı Batı değer yargılarının ise bu arada "Noel Baba Kültürü"nün halk arasına zorlamalarla sokularak zamanla meşrulaşması sağlandı.
Bizans imparatoru Konstantin'in Noel'i bayram olarak kabul ettiği M. 325 tarihinden beri Hristiyan âlemi de bu günü gelenekselleştirerek bayram olarak yaşatagelmiştir. Noel'den bir hafta öncesinden özel hazırlıklar saparlar. Bu günlerde sokaklar, caddeler ve vitrinler çam ağaçlarıyla dolmakta, Noel Baba resimleri her yeri kaplamaktadır. Noel bayramı münasebetiyle kitap, dergi vs. yayınlanmakta; kiliseler, resmi daireler ve okullar süslenmekte, televizyon ve radyoda kurumlar tatile girmektedir. Halk tebrik ve telgraflarla birbirinin bayramını kutlarlar.
Gerçekte noel (yılbaşı) kutlamalarının Hz. İsa'nın doğumuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Noel Baba efsanesi sonradan Saint Nicola adlı papazın uydurmasından ibarettir. Hristiyanların geleneksel bayramı olan Noel, şu anda halkı müslüman ülkeler arasında da rağbet duyulmaya ve özel teşvik görmeye başlamıştır. İşin korkunç yanı da, bu tür tebriklere müslümanların rağbet etmesi ve İslâm'dan uzaklaşma yoluna girmeleridir. Müslümanlar önce Allaha verdikleri sözü hatırlamalı, Kur'an ve Sünnet doğrultusunda kendisine bahşedilen "müslüman" ismine yaraşır vakar ve bilincin şuurunda olabilmelidirler. Çünkü biz "Rabb olarak Allah'dan, din olarak İslâm'dan, peygamber olarak da Muhammed (s.a.s)'den razıyız" (Buhârî, İlim, 29, İ'tisam, 3; Müslim, İman, 56, Fedail, 134-136; Tirmizi, İlim, 10).
Naci YENGİN _________________ Paylaşıma Katkıda Bulunmak Ayrıcalıktır...
Kayıt: Jan 07, 2007 Mesajlar: 47 Nerden: Yozgat ERZURUM
Tarih: Pzr May 20, 2007 7:29 am Mesaj konusu:
MASONLUK
Uluslararası bir menfaat kuruluşu. Bünyesine özel vasıflı ve seçkin insanları alarak geniş bir teşkilatlanma içerisine giren masonlar, dünyanın hemen her yerinde seslerini ve etkilerini duyurmuşlardır.
Masonluk, Yahudiliğin gizli faaliyet gösteren bir örgütüdür. Bütün rütbelerini, sembollerini muharref Tevrat'tan almıştır. Giriş törenleri Tevrat doktrinine uygun olarak yapılır.
Masonlar, Yahudilerle olan bağlarını sürekli inkâr etmekte ve onlarla hiçbir ilişkilerinin olmadığını iddia etmektedirler. Eğer Yahudilerle olan bağları anlaşılırsa, toplum tarafından hoş karşılanmayacaklardır. Bunun yerine kendilerini bir hayır kurumu, bir kardeşlik, yardımlaşma cemiyeti olarak topluma lanse etmeye çalışmaktadırlar.
Masonlar yalnızca üyelerine mahsus olarak çıkarttıkları Mimar Sinan, Türk Mason Dergisi, Akasya, Büyük Şark gibi dergilerde, Yahudilerle olan bağlarını açıkça ifade etmektedirler. "Ritüellerimizde Tevrat'tan sayısız alıntılar mevcuttur" (Mimar Sinan, Sayı 47, s. 39).
Tevrat'ın, Yahudi ırkının bir ideoloji ve doktrin kitabı olduğunu öncelikle belirtmekte fayda vardır. Bu ideolojinin siyaset sahnesindeki ismi Siyonizmdir. Siyonizm, Masonluk hep Tevrat'tan kaynaklanan felsefenin uygulamadaki örnekleridir.
Bozulmuş ve değiştirilmiş Tevrat'ta Yahudi ırkının dünya milletlerine yapması emredilen vahşet ve katliam şekilleri ayrıntılı bir biçimde belirtilirken, gizli, dikkat çekmeyecek yöntemler de detaylarıyla anlatılmış, çeşitli yollar gösterilmiştir. Bu yöntemler uygulandığında milletler içten çökertilecek ve ne hedef alınan milletler bunu farkedebilecek, ne de olayların arkasında bir Yahudinin ismi duyulacaktır.
Sadece kendi gizli kaynaklarında Yahudilikle ilişkileri anlaşılan Masonluk, işte Yahudiliğin Tevrat'ın telkinlerini aynen benimseyen ve gizli faaliyet gösteren kollarından biridir.
Masonlar, Yahudilikle olan alâkalarını gizli tutmayı lüzumlu görmektedirler. Çünkü Siyonizm ile aynı amacın güdüldüğünü anlatarak faaliyet göstermek yerine, yardım kuruluşlarını paravan yapıp hayırsever kişiler görünümü altında bu amaca hizmet etmek kendileri açısından daha verimli sonuçlar doğurmaktadır.
Masonluk, esas itibariyle Yahudi olmayan birtakım insanları bir gizli dernek çatısı altında toplayıp, eğiterek, onları herhangi bir sahada Yahudiliğe ve Yahudilik ideallerine hizmet eder hale getirmek için verilen bir tedris usulüdür.
Siyonistler, Yahudilik kavramıyla beraber, Siyonizm hedeflerinin insanları ilk planda ürkütebileceğini düşünerek kendi tanımlamalarıyla, toplum içerisinde başarılı olmuş, meslek sahibi, zengin, saygılı kişilerle, kardeşlik, dostluk, barış gibi insanlara sıcak gelen kavramlarla Masonluk bünyesinde ve Rotary, Lions, Liones gibi kulüpler aracılığıyla çalışmalarını sürdüregelmişlerdir. Böylece hem Siyonist hedefleri ilk planda öne çıkarmamış olmak ve hem de Yahudi olmayan insanlar vasıtasıyla Yahudilik ideallerine hizmet ettirmiş olmak amacını gerçekleştirmişlerdir (Ali Uğur, Masonluk, Soruşturma Dış Politika dergisi, s. 3).
Ütopist mahiyette insanlık, dünya vatandaşlığı, enternasyonalizm gibi kozmopolit ilkeleri benimsediğini iddia eden, ancak aynı teşkilat mensuplarını kardeş gören ve teşkilat içindekilere yardımcı olan; inanç ve vicdan hürriyeti mücadelesinde bulunmakla beraber, Masonluk imanını benimsetmek isteyen; umumiyetle liberal, kapitalist, kendi inancına uymak şartıyla imtiyazlı; oligarşik olmakla beraber sözde demokrat görünen; ehliyet, liyakat, fazilet esaslarına, Mason kardeşliğini tercih eden; malî imkânları ve elemanları geniş bir teşkilata sahip, disiplinli, otoriter, beynelmilel hüviyetteki bu kurum, gizli, esrarengiz birtakım gelenek ve sembollere sahip bulunuyor. Bu sembollerin köklerinin (üçgen, nur, altı köşeli yıldız, akasya, duvarcılık, hiram-mabet şekli vs.) eski Mısır ve Yahudi geleneklerine dayandığı Masonluk yayınlarında belirtilmiştir. Masonluk, insanlığı bir bütün olarak görmek istemesine rağmen yalnız birbirini kardeş tanıması, ehliyet, liyakat vb. vasıflar yerine locaya mensup olduğu için himaye görmesi, bir tehlike anında veya bir yardım isteğinde kendi milletine karşı da olsa, loca mensubunun yardımına yönelinmesi, kozmopolit mahiyeti, biricik hakikatin yalnız Masonluk ilkelerinde görülmesi, zaman zaman din ve milliyet aleyhindeki tutumu dolayısiyle, localarda Yahudilerin, dönmelerin bilhassa önemli mevkilerde bulunması gibi sebeplerle, itirazlara uğramış ve Yahudi emellerine, ülkülerine vasıta olduğu İsrail devletinin kurulması için bir araç olarak kullanıldığı ve Yahudiliğin beynelmilel himayesinin arka planda bulunduğu ileri sürülerek tenkid edilmiştir (Ömer Rıza Doğrul, Eski Mısır'da Masonluk İzleri, Selâmet Mahfilinde Dört Konferans, İstanbul 1930, s. 4).
1717'de kökleri çok eski olduğu halde İngilterede kurulup geliştirilen Masonluk, İngiltere Yahudileri yanında, İngiliz Emperyalizminin sömürgeciliğinin yanında, her tarafta ajanlar, sempatizanlar, aldatılanlar, yanıltılanlar elde ederek gelişmiş ve İngiliz uyduluğuna bilerek bilmeyerek hizmete sevkedilmişlerdir. Aynı şekilde Amerika'da da Mason localarına Yahudiler kesinlikle hâkimdir. Orada da ticarî, iktisadî, siyâsî mevki sahip olmak isteyenler onun desteğine muhtaç hale getirilmişlerdir.
1822-1884 yıllarında ilân edilen Anayasa ve arkasından yapılan seçimler sırasında meclis tutanakları gözden geçirilirse, Rumların, Ermenilerin ve diğer azınlıkların nasıl çıkar ve bölünme doğrultusunda gayret sarfettikleri anlaşılır. Bu konuda önemli rolü bulunan Mithat Paşa'nın kimliği bir hayli enteresandır. Macaristanlı bir hahamın oğlu olan Mithat Paşa, Türk devletinde yenilikler yapmağa başlamıştır. Yahudi prensiplerine dayanan mektepler açtırmış ve mekteplerde ihtilacı doktrinleri öğretmiştir. Mithat Paşa, Jön Türkler partisini kurmuştur. Bütün Avrupa'da kendi sırdaşı olan Simon Deutch'un talimatıyla yapılmıştır. Sultan Abdülaziz'in katli, Mithat Paşa'nın gözü önünde gerçekleştirilmiştir (Kemal Fedai Coşkuner, Yakın Tarihimiz ve Siyonizm, Orta Doğu, 10 Ocak 1976).
3 Kasım 1839 Sultan Abdülmecid'in tecrübesizliğinden istifade eden Mustafa Reşit Paşa'nın gayretiyle Tanzimat Fermanı ilân edildi. Bunun üzerine yabancı kuruluşlar, azınlıklar kuvvetlendi. Bu hareketi benimseyenlerce buna "Tanzimatı Hayriye" adı takıldı. Kozmopolitlik, yabancı etkisi ve aşağılık duygusu yayıldı. Bu sebeple buna "Tanzimatı Şerriyye" diyenler de vardır. Tanzimatı ilân eden Mustafa Reşit Paşa, İskoçya Mason locasına mensup bir kimseydi (Prof. Dr. Hikmet Tanyu, Siyonizm ve Türkler, İstanbul Bilge Yayınları, s. I, 281)
Masonluktaki Tanrı anlayışı Deist bir anlayıştır. Deizm ise İslâmlık, Hristiyanlık, Musevilik gibi semavî dinlerdeki Allah inancına bir reaksiyon olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlayışa göre, kainatı aşan bir varlık vardır. Fakat insanoğlu bu varlığı tam manasıyla bilemez. Onun için bu varlığa yakarılmaz, ondan birşey istenmez ve onun insanları sevmesi, imtihan etmesi beklenemez. Böyle olunca ahiret düşüncesi ve öldükten sonra dirilmek fikri de iptal edilmiş oluyor. Deist anlayışı biraz daha ileri götürdüğümüzde Ateizm noktasına gelirsiniz. Zaten özellikle Fransız locasına kayıtlı masonlarda bu anlayış yaygındır (Yesevizade, Soruşturma, Masonluk, Dış Politika, sayı 3, s. 109).
Sion kelimesi "Allah'ın krallığı" manasına gelir. Tevrat'taki üstün ırkla alâkalı ayetler Siyonizm fikrinin temellerini teşkil etmektedir.
Yahudilerin Allah'ın seçmiş olduğu millet olduğu yolundaki söylentilerin kaynağı Tevrat'ta çeşitli bablar içerisinde yer almaktadır. Bunlardan iki tanesi aşağıdaki şekildedir:
"Ben dedim: Siz ilâhlarsınız ve hepiniz Yüce Allah'ın oğullarısınız. Kalk, ey Allah (ey oğullarım) yeryüzüne hükmet. Zira, milletlerin hepsine sen varis olacaksın" (Mezmur Bab. 82, Âyet. 6-8 s. 598).
"Çünkü sen Allah'ın Rabbe Mukaddes bir kavimsin. Allahın Rab, yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendisine has kavim olmak üzere seni seçti" (Tesniye Bab. 7, Âyet 6 s. 184).
Yukarıdaki sapık ve ahlâk dışı sözde Tevrat ayetlerine daha yüzlercesini eklemek mümkündür. Bütün bunlar da göstermektedir ki, Masonluk; azmış ve gözü dönmüş Yahudinin Siyonist menfaatleri doğrultusunda ülkelerin yetişkin insanlarını kendine hizmet ettirerek ideallerini gerçekleştirmek yolundadır.
Sami ŞENER _________________ Paylaşıma Katkıda Bulunmak Ayrıcalıktır...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız